Şehir planlama alanında önemli gelişmelere karşın ne yazık ki, toplumumuzda şehir planlama kültürünün henüz yeterli düzeyde gelişmediği de görülmektedir. Hatta umut ta pek görülmemektedir.
Tarih boyunca çevre ve insanlar arasındaki ilişkiler gelişerek, bütünleşerek tasarlanmış bir eyleme dönüşmüş ve şehirler ortaya çıkmıştır. Eski ve Orta çağlar Rönesans ve Modern çağda kentsel yerleşmelerde insanlar, davranış olarak uyumlu yaşam çevreler yaratmışlardır.
Kentsel Tasarım,20.yüzyılın ikinci yarısında şehirciliğin yol ayırımında kentsel düzenleme sorunlarına bakışın değişmesi sonucu olarak ve ilk kez Amerika’da ortaya çıkmıştır.
1920’li yıllarda, Amerikan Mimarlar Birliği (A.İ.A) bünyesinde “Kentsel Tasarım Komitesi” kurulmuş, ülke mimarları ve kent plancılarının deneyim, görüş ve düşüncelerinin değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Böylece ilk olarak Kentsel Tasarım ifadesi burada kullanılmıştır, ama 1923-1956 yılları arasında da bazı Amerikan üniversitelerinde Bölge Planlama dersinin konması, Planlama Kursları açılması yanında mimarlık fakültelerinde de Kentsel Tasarım da seçmeli ders olarak okutulmuştur.
Formülasyonunda Avrupa Güzel Sanatlar yaklaşımının etkisi olan Kentsel Tasarımın, günümüze uzanan gelişmesinde, Avrupa’da gelişmelerin de önemli katkısı olmuştur. En önemli katkı da İtalya’dan gelmiştir. Ortaçağ ve Rönesans mimarisinin örneklerini barındıran ve sanayi geleneği olan Bologna kentinde, 1960’lı yıllarda yapılan kentsel ölçekte uygulamalar (Kentsel Tasarım) kavramına büyük etki ve katkı yapmıştır.
1980’li yıllarda Amerika’da, şehirciliğinin ve mimari akımlarının etkisinde ortaya çıkan Sürdürülebilir gelişme perspektifinde, aynı zamanda Kentsel Tasarım kavramının da yenilenmesini hedefleyen bir akım doğmuştur. Amerikan tarzı bu yeni şehir planlama yaklaşımı, Amerikan metropollerindeki Kentsel yayılmaya alternatif bir akım olarak nitelendirilmiştir. Amerikalı mimarların, şehircilerin uzun zamandır yoğun olarak eleştirdikleri Amerikan kentlerinde, yapılanmış ortamın yeniden biçimlendirilmesi ve özünü bulmasını hedefleyen yeni eğilimler, yaklaşımlar belirmiştir. Bunlar, Yeni Şehir planlama Hareketi olarak nitelenmiştir.
Yeni Şehir planlama; metropollerde ölçek lehine başlıca argümanlar ortaya koyarak, kentlerin geleceği ve bu çerçevede düzenlenmeleri üzerine çağdaş bir tartışma içinde, yeni şeyler sunan bir akım olmuştur. Tipik Amerikan banliyölerinin sorunlarına dönük bir çözüm olarak, yeni mahalleler ve kırsal kesimde yeni kentler kurulması ve kentsel sitlerin yeniden nitelik kazanmasını hedeflemiştir. Köy ya da kasabaların geleneksel yerleşmesine özgü kentsel karakteristiklerin, banliyölerde farklı bir parselasyon tipi uygulanarak yaratılmasını önermiştir. Böylece yeni gelenekselci bir şehir planlama yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de bu uygulamalara kentsel köy de denilmiştir. Bu akımda en önemli özellik; parselasyona (yer)lerin anlamı kazandırmak, kamu mekânlarını Konut yerleşmelerinde ev geleneğini ve geçmişini koruyarak, Kentsel dokuya birkaç kentsellik tohumu ekmek olarak belirmiştir. Kısacası bu yaklaşım, banliyölerde ve kent çeperlerinde yeni uygulama programları olarak, kentsel yenileme düşüncesini de beslemiştir.
Yeni Şehir planlama uygulaması; şehir planlama ve mimarlık alanında kentsel yayılmaya eşlik eden zayıf yoğunluklu bir alternatif olarak, Konut projelerinin daha davetkâr, kırsal yerleşmeleri daha nitelikli kılma arayışına örnek olmuştur (Prof.Dr. Mehmet Çubuk Seyir Notları. MSGSÜ).
Umuyorum ki ülkemizde şehir planlama ve kentsel, kırsal tasarım yakın gelecekte gereken önemi kazanır. Hem farkındalığın gelişmesi, geçmişten gelen nitelikli yerleşim kimliğinin korunması açısından önemin artmasını diliyoruz.